Anasayfa / Özel / Mudurnu’daki Tarihi Değerleri Bilmeyen Öğrensin

Mudurnu’daki Tarihi Değerleri Bilmeyen Öğrensin

MUDURNU’DA KÖKLERİ 700 YIL ÖNCESİNE UZANAN AHİLİĞİN TARİHİ KÖKLERİ, BİR AHİ ŞEYHİ AHİ BABA ŞEYHU’L UMRANCELALETTİN ÇELEBİ Öncelikle, 2018 Yılı Uluslararası Mudurnu Araştırmaları Ahilik ve Halk Kültürü Sempozyumu’nundüzenlenmesine vesile olanAbant İzzet Baysal Üniversitesi ve BAMER yetkililerine,  Mudurnu Kültürel Miras Alan Yönetimigörevlilerine teşekkür ediyor, emeği geçen, katkı sunan herkesi kutluyor; Tarihi Ahi kenti Mudurnu’muzda bu tür çalışmaların gelecek yıllarda da devamını ve geleneksel hale getirilmesini temenni ediyorum…Tarihi Ahi Kenti Mudurnu’muz, 2015 yılının Nisan ayında “Dünya Mirası Geçici Listesi” ne kabul edilmiş olup, 2018 yılı sonu itibarıyla da “UNESCO Dünya Mirası”adayı konumundadır.Dünya’da ve Türkiye’de pek çok kentin,“UNESCO Dünya Mirası Geçici ve Asli Listesi” ne girebilmek için önemli çalışmalar yaptığını; sahip oldukları “Üstün Evrensel Değerleri”belgelemek içinkapsamlı araştırma çalışmaları ve tanıtım faaliyetleri gerçekleştirdiklerini ve bu bağlamdaönemli bütçeler harcadıklarını görüyoruz. Bu büyük yarışa, “Mudurnu Kültürel Miras Alan Yönetimi” öncülüğünde hazırlanan Mudurnu’muz,  bilindiği gibi “UNESCO Dünya Mirası” adaylığı için dosyasını hazırlamış ve ilgili birimlere sunmuş durumdadır. Zengin bir Ahilik tarihine ve kültürüne sahip olan Mudurnu ilçemizde,  1990’lı yılların başında gerçekleştirilen “Ahilik Sempozyumları”,bu doğrultuda yapılacak çalışmalara zemin hazırlamıştır. Bilindiği gibi, Mudurnu Ahilik Sempozyumlarının birincisi-14 Haziran 1991’de, ikincisi-4 Temmuz 1993 tarihindegerçekleştirilmişti. Bolu Valiliği, Mudurnu Kaymakamlığı, Mudurnu Belediyesi ve Mudurnu Tavukçuluk A.Ş. öncülüğünde gerçekleştirilen Ahilik Sempozyumlarına;  yakın bir dönemde yitirdiğimiz değerli Mudurnulu hemşerimiz “Ahi BaciyanMüjganCunbur”, Prof. Dr. Turhan Taraklı, Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, Hayrettin İvgin, Prof. Dr.İsmail Yakıt, Araştırma Görevlisi Tarihçi Erhan Afyoncu, Prof. Dr. Müçtebaİlgürel, Doç. Dr. İlhan Şahin, Doç. Dr. Feridun Emecengibi değerli isimler katılmıştı. Mudurnu Ahilik Sempozyumları ile başlayan bu etkinlikler, ilerleyen yıllarda” Mudurnu Ahilik Festivalleri” olarak devam ettirildi. Türkiye genelinde; Ahilik Kültürünün izlerinin hala yaşatıldığı, her yıl “Ahilik Festivali”nin düzenlendiği,  her Cuma günü “Ahilik Esnaf Duası”nınyapıldığı tek ilçe olan Mudurnu’nun bu özellikleri; dönemin Hükümeti ve yetkilileri tarafından da fark edilerek;“Türkiye’de2009 Yılının Ahi Babası” olarak Mudurnulu Nalbur-Demirci Ustası Mehmet Şenkaya seçilmişti. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı öncülüğünde düzenlenen ve 12-18 Ekim 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilen Ahilik Haftası Kutlamaları sırasında, Kırşehir’de yapılan törende, dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından Mudurnulu Ahi Baba Mehmet Şenkaya’ya “Şet Kuşatıldı”  ve Mehmet Şenkaya, “Türkiye’nin Ahi Babası” olarak onurlandırılmıştı. 1991 yılında Bolu’da kurulan Mudurnulular Derneği olarak bizler de bu faaliyetlerekatkı sunmaya, el uzatmaya çalışıyoruz. 2006 yılından bu yana yayınladığımız bültenlerimizde;  Mudurnu ve yakın çevresinin “Tarihi, Kültürel ve Doğal” miras değerlerini ele alan, tanıtan çalışmalara yer verdik.  Bültenlerimizin bütün sayılarında, iki değerli Mudurnulu kültür insanımız; Türkiye’de Halkbilim’in büyük ismi Prof. Dr.Pertev Naili Boratavve Ahi Baciyan – Dr. MüjgânCunbur’la ilgili araştırma yazılarına yer verdik. 2006 yılından bu yana toplam 30 000’e ulaşan sayıda bülten ve 4 000 adet kitabımızı ücretsiz olarak dağıttık.  İlerleyen dönemlerde de Mudurnu’muzun tarihi, kültürel ve doğal miras değerlerini ele alan çalışmalar yapmaya devam edeceğiz.Konuşmamda; Mudurnu’da Ahilik tarihimizin önemli bir öğesi olan ve bu güne kadar yeterince aydınlatılamayan, yöre halkının dilinde “Şehriman” olarak anılan “Ahi Baba- Şeyhu’lUmran”  konusunu ele alarak, “Ankara Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadim Arşivi” ve 1869 yılı sonrasına ait “Kastamonu Vilayeti Salnameleri” ndeyer alan belge ve bilgiler doğrultusunda anlatmaya çalışacağım. Konuşmamın ikinci bölümünde de;  Şeyhu’lUmran yatırı hakkında bu güne kadar yazılıp söylenen ve çoğunluğu rivayetlere dayanan yanlış bilgilendirmeleri ele alacağım…MUDURNU’DA AHİLİĞİN TARİHİ KÖKLERİ VE AHİBABA –ŞEYHU’L UMRAN*Tarihte Modra, Modrene, Modranea, Moderna gibi isimlerle anılan Mudurnu kenti;Hitit, Frigya, Bitinya, Roma ve Bizans dönemlerinde, önemli askeri ve ticari yolların güzergahında yer alan orta ölçekte bir tarım, ticaret ve zanaatkarlar kenti olarak bilinir. Anadolu Selçukluları, Candaroğulları ve Osmanlı Beyliği’nin kuruluş dönemlerinde de önemini koruyan bir tarım, ticaret ve zanaatkârlık merkezi olarak gelişen Mudurnu, dönemi ele alan kaynak eserlerde; “Mamur Mudurnu Şehri”, “Mahruse- önemli şehir” gibi sıfatlarla tanımlanmaktadır. IV. ve V. yüzyıllardan itibaren Asya’dan Anadolu’ya yönelen Türkmen göçleri,  X. ve XI. yüzyıllarda artan Moğol baskısı sonrasında yoğunlaşarak devam etmiş, 1071 Malazgirt Savaşı’nı izleyen dönemde “İlk Anadolu Türk Beylikleri”, takip eden dönemde de “Anadolu Selçuklu Devleti” kurulmuştur. * XI.  ve XIII. yüzyıllar arasında, Batı’dan gelen Haçlı Seferleri (1095-1270) ve XIII. yüzyılın ortalarında Doğu’dan gelen Moğol saldırıları ile zayıflayan Anadolu Selçuklu Devleti, 1243 Kösedağ Savaşı’ndan sonra Moğol-İlhani egemenliği altına girmiştir. Prof. Dr. Halil İnalcık’a göre; Anadolu’da Ahiler,  bu dönemde ortaya çıkarak, öncelikle Orta Anadolu kentlerinde örgütlenmişlerdir. Ahiliğin kurucusu olarak bilinen “Ahi Evran”1247 yılında Kırşehir’de “Debbağlar Şeyhi-Ahi Baba”dır. Anadolu Selçuklu Devleti’nin son dönemi, Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemlerinde “Ahi Baba”, ilerleyen dönemde “Kethüda” ve Arapça’dan geldiği şekliyle ”Şeyh” olarak adlandırılan Ahi Babaların etrafında toparlanan 32 sınıftan gelme esnaf,zanaatkarlar,kalfa, çırak ve işçiler, Ahi zaviyeleri ve tekkeleri etrafında birleşerek; siyasi, kültürel ve askeri özellikleri olan Ahi örgütlenmeleri geliştirmişlerdir. 1243-1336 yılları arasında Anadolu’da genişleyen Moğol-İlhaniistilasına ve işbirliği içindeki Selçuklu yöneticilerine karşı mücadele eden Ahi Evran ve Ahi örgütleri, büyük baskılara ve katliamlara maruz kalınca, örgütlü oldukları Orta Anadolu kentlerini terkederekTürkmenlerin yoğun olduğu, Bizans sınırlarındaki “Uc Kentleri” ne kaçmışlardır. Kırşehir, Ankara, Kayseri, Çorum, Konya gibiOrta Anadolu şehirlerinde Ahi örgütlenmeleri etrafında toplananesnaf ve zanaatkârlar, âlimler, sufiler,Anadolu’nun büyük bir ekonomik, sosyal ve siyasi bunalım içine düştüğü bu dönemde,Orta Anadolu kentlerinden kitleler halinde göç ederek,Bizans’ın sınırlarındaki, -görece daha güvenli-  olan “Uç şehirleri”ne göç etmişlerdir.Dağılmakta olan Bizans Devleti’nin içine düştüğü ekonomik ve siyasi bunalım ortamından doğan otorite boşluğunu değerlendirerek Batı Karadeniz Bölümü’ndeki Uç Şehirlerindenüfus yoğunluğuoluşturan Türkmenler, kurdukları Ahi zaviyeleri, vakıflar ve köyler etrafında toplanarak kalıcı yerleşim merkezleri oluştururlar.Doğuda; Moğol egemenliğine girmiş bir Anadolu Selçuklu Devleti, batıda; ekonomik, siyasi kargaşa içinde bulunan Bizans Devleti’nin arasındaki Uc Kentlerinde toplananAhiler, oluşturdukları ekonomik, sosyal ve askeri örgütlülükleri sayesinde, bölgedeki iki yönlü otorite boşluğu doldurmuş, bölgenin yerleşik ahalisinin de desteğini alarak Candaroğulları Beyliği’nin ve Osmanlı Beyliği’nin kuruluşunda önemli rol üstlenmişlerdir. Bu dönemde Anadolu Selçuklu Devleti’nin topraklarına katılan, kısa bir dönem tekrar Bizans hâkimiyetinde kaldıktan sonra, Batı Karadeniz Bölümü’nde egemen olan Candaroğulları Beyliği topraklarına katılan Mudurnu şehri de; Moğol saldırılarından kaçan Türkmenlerin, Abdalların ve Ahilerin yerleştiği; erken dönemde Türk nüfusun yoğunluk oluşturduğu bir“Uç Şehri”, “Ahi Kenti” olarak şekillenmiş ve dönemin önemli bir  “Vakıf ve İlim Merkezi”olarak gelişmiştir.CandaroğullarıBeyliği döneminde önemli bir “Uç Şehri”, “Ahi Kenti”, “Vakıf ve İlim Merkezi”olarak şekillenen Mudurnu’da,çok sayıda Ahi zaviyesi, vakıf, tekye-tekke ve yeni yerleşim merkezikurulmuştur. Bu dönemde Mudurnu’da kurulan Ahi zaviyeleri, tekke ve vakıfların sayısal çokluğu; Mudurnukentinin ekonomik, kültürel, sosyal açıdan öneminiifade eden bir göstergedir.Prof. Dr. Kenan Ziya Taş,“Bolu Sancağı’ndakiCandaroğulları Vakıfları” başlıklı çalışmasında; “Ankara Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadim Arşivi” nde bulunan “547 numaralı Bolu Sancağı Evkaf Defteri” nde yer alan Mudurnu nahiyesindekiAhi kuruluşları, vakıflar hakkında önemli bilgiler vermektedir. Candaroğulları Beyliği döneminde kurulan bu vakıflar; Ahi zaviyelerine, tekkelere, medreselere, imametlere vakfedilmiş olup, daha sonra bu bölgede egemen olan Osmanlı Beyliği döneminde de varlığını sürdürerek yöneticiler tarafından korunmuştur.  Prof. Dr. Kenan Ziya Taş’ın çalışmasında, “Bir Vakıf ve İlim Merkezi” olarak tanımlanan Mudurnuşehrinde kurulan Ahi zaviyeleri, tekkeler, imamete, hitabete, medreselere ayrılanvakıflar hakkında özetle şu bilgiler verilmektedir:Candaroğulları Beyliği Döneminde Mudurnu’da Ahi Vakıfları:**“ İmamet ve Hitâbete vakıflar;
*Fınducak Köyü-101 akçalık yer,(TD 547, v. 232b)*Uzunöz Köyü-1414 akçalık vakıf, (TD 547,v.236a)*Dudu Köyü-Kılavuz Fakih’in geliri olan yer, (TD 547,v.236b-237a)*Gelinözü Köyü- 120 akçalık yer, (TD 547,v.243b)*Saruot Köyü-669  akçalıkÖzüşeyhZaviyesi’ne ait yer, (TD 547,v.260a)*Dereköy ve Pelidözü Köyü- 616 akçalık Nasreddin Hoca Çiftliği, (TD 547,v.260a)
**“ Zaviyeve Tekye (Tekke) vakıfları;
*Gelinoğlu Şeyh Zaviyesi-Aganoz’da 143 akçalık yer, (TD 547,v.241a)*Adil Şeyh Zaviyesi- Yeniceköy’de 443 akçalık yer, (TD 547,v.242ab)*Ali Şeyh Zaviyesi- Emengören Köyü 108 akçalık yer, (TD 547,v.255b)*Aband Köyü- 235 akçalık yer, (TD 547,v.262b)*Şuayboğlu Zaviyesi- Fınducak Köyü, (TD 547,v.)*Şeyh Şirin Zaviyesi- Dodurga Köyü, Göğemözü Köyü- 468 akçalık yer, (TD 547,v.280b)
**“ Medrese vakıfları”;
*Sorkun Köyü’nde –Hızıroğlu Süleyman’ın 499 akçalık yeri, (TD 547,v.238a)*Sağır Köyü’nde-271 akçalık yer, (TD 547,v.239ab)
**“ Köprü ve Kervansaray vakıfları;
*Ovabaşı Köyü’nde-241 akçalık yer, (TD 547,v.251a) zaviye ve vakıflara verilmiştir.”
**“ Evlada vakıflar”;
*Mudurnu’nun üst başında Kayaca-Kabaca denilen ve 630 akça geliri olan yer, Şeyh Umran evladına vakıf olup Süleyman Paşa beratı bulunmaktadır.(TD 547,v.253a)**“ Ciheti belli olmayan vakıflar”;*Mudurnu’da Kovucak Divanı’nda Orucoğlu kendi canı için 77 akça geliri olan mülki çiftliğinin, avarız ve öşrü vakıftır. Bayezid Bey nişanı vardır.*Ovabaşı Köyü’nde Ahi Bayezid’in oğlu İsmail’in260 akça geliri olan mülk çiftliğinin, avarız ve öşrü vakıftır. Bayezid Bey nişanı vardır. …………………………………
Sayın Kenan Ziya Taş’ın Doktora Çalışması’nda, bu konuda yazdığı diğer makalelerde ve 2017 yılında yayınlanan “Osmanlı’nın Arka Bahçesi Bolu Sancağı” adlı kitabındaki bu bilgiler; “Ankara Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadim Arşivi’nde bulunan 547 Numaralı Bolu Sancağı Evkaf Defteri” nde yer alan kayıtlara dayandırılmaktadır. Bilindiği gibi, “Kuyûd-ı Kadim Arşivi Kataloğu” Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından 2012 yılında yayınlanmıştır.
Mudurnu şehrinde kurulan Ahi zaviyeleri, tekkeler, muallimhane ve medreseler hakkında, Osmanlı Devleti’nin bir Dünya Devleti haline geldiği XV. ve XVI. yüzyıllardaki arşiv kayıtlarında; 1518 yılına ve 1568 yılına ait Tahrirlerde de kapsamlı bilgiler verilmektedir.
Anadolu Selçukluları’nın son dönemi ve Candaroğulları Beyliği döneminde bir  “Uç Şehri”, “Ahi Kenti” bir  “Vakıf ve İlim Merkezi” olarak şekillenen, Osmanlı Devleti’nin “Çekirdek Toprakları“ arasında yer alan, Erken Osmanlı Dönemi’nde bir “Şehzade Eğitim Merkezi” olarak önem kazanan, Fetret Dönemi’nde, “Osmanlı’nın İkinci Kuruluş”toprakları arasında yer alan Mudurnukentinin zengin Ahilik geçmişine ve tarihine girmeden; yukarıda adlarını saydığım Ahi örgütlenmeleri-vakıflar arasında, özellikle bir tanesine, “Ahi Baba-Şeyhu’lUmran” adına dikkat çekmek istiyorum:
*“Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadim Arşivi’, 547 numaralı Bolu Sancağı Evkaf Defteri”nde kaydı bulunan ve -Mudurnu’nun üst başında Kayaca-Kabaca denilen ve 630 akça geliri olan yer, Şeyh Umran evladına vakıf olup Süleyman Paşa beratı bulunmaktadır. (TD 547,v.253a)” bilgileri ileaktarılan Şeyhu’lUmran ve evlatlarına vakfedilen AhiVakfı;Mudurnu’da, günümüzde de kültürel varlığını sürdüren ve aradan geçen 700 yıla karşın, halkın sözlü kültür dağarcığında hala aynı adlarla anılan; “ŞeyhulUmran Tepesi” ni, yöre esnaflarının öncülüğünde her sene yapılan “ŞeyhulUmran Anma Etkinlikleri”ni, aynı adla kurulan “ŞeyhulUmranVakfı”nıve aynı adla anılan tepede kabri bulunan “Şeyhu’lUmran Yatırı”nı çağrıştırmaktadır…İlgili arşiv belgesinde; Şeyhu’lUmran evladına vakfedilen yer olarak belirtilen;“Mudurnu’nun üst başında Kayaca-Kabaca denilen ve 630 akça geliri olan yer” bağlamında; günümüzde Mudurnu’nun güney batı ucunda, aynı adla bilinen, “Kabaca, Kabaca Dibi”  denilen mevkiler hala aynı adlarla anılmaktadır.“Kabaca” adıyla bağlantılı olarak, bu gün Nallıhan ilçesine bağlı olup yakın bir geçmişe kadar Mudurnu’ya bağlı olan Kabaca Köyü’ nü de çağrıştıran bu bilginin, ilgili arşiv kaydında bahsedilen bilgiler doğrultusunda, Kabaca Köyü’nün Mudurnu’ya uzaklığı dikkate alındığında, konumuzla bağlantılı olmadığını düşünebiliriz. İlgili arşiv kaydında yazılan; “Mudurnu’nun üst başında bulunan yer” ifadesine dayanarak, Candaroğulları döneminde Şeyhu’lUmranve evlatlarına vakfedilen yerin, günümüzde de Mudurnu kent merkezine yakın bir mesafedeki“Kabaca ve Kabaca Dibi Mevkisi” olarak bilinen yer olduğu değerlendirmesini yapabiliriz. UNESCO Dünya Miras adaylığı gündemde olan Tarihi Ahi Kenti Mudurnu’muzda, arşiv belgelerinde yer alan ve 700 yıl öncesine uzanan “Ahi Baba-Şeyhu’lUmran” kaydının çok önemli olduğunu; Ahilik etkinlikleri ve UNESCO adaylığı bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini, Şeyhu’lUmran Tepesi’nde bu bilginin, bir ilk adım olarak tanıtıcı bir kitabe şeklinde yer alması gerektiğini düşünüyoruz. ……………………Şeyhu’lUmran adının yer aldığı bir diğer önemli belge de, Kastamonu Vilayeti Salnameleri’dir.Bolu Sancağı’na bağlı Mudurnu kazasının Kastamonu Vilayeti’ne bağlı olduğu döneme ait; 1869, 1889, 1893, 1894, 1895, 1897, 1900, 1905 tarihli Kastamonu Vilayeti Salnamelerindede Ahi Baba- Şeyhu’lUmran hakkında kısa bilgiler yer verilmektedir…
1. Hicri 1286, Miladi 1869 Tarihli Kastamonu Vilayeti Salnamesi’nin 36. Sayfasında, Mudurnu’da yatan ünlü, bilinen erenler hakkında şu bilgi verilmektedir:
“…eizze-i kiramdan Şeyh Fahreddin-i Rumî ve Şeyh Abdullah ve Şeyh Abdurrahman-ı Tırsî ve Hacı Mahî ve Hacı Ali Efendi ve Şeyh’ulUmran ve Davud-ı Karamanî ve Karaaslan Sultan ve Sinan Dede nâmzevât dahi dahil ve hariç-i kasabada medfûn oldukları…”

2. Hicri 1306, Miladi 1889 Tarihli Kastamonu Vilayeti Salnamesi’nin 442. sayfasında da şu bilgi verilmektedir:
“… Tarikatı Zeyniye’den Şeyh Fahreddin ve Üsküdar’da dergâh-ı şerifleri derûnunda medfûn olan meşhur Nasuhi hazretlerinin hulefâsından Abdullah Rüşdü ve Karaman-ı Davudî ve evliyayı izâmdan Karaaslan ve Şeyhü’lUmranhazerâtı gibi bazı zevâtıkudsiyet-simât dahi kasaba derûn ve civarında medfûndurlar.”
1889 yılından sonra1900’lü yılların başına kadar yayınlanan Kastamonu Vilayeti Salnameleri’nde de, Mudurnu’da Şeyhu’lUmran adı hakkında, daha önceki yıllarda yayınlanan salnamelerdekine benzer cümlelerle aynı bilgiler verilmektedir.***Bu bilgiler ışığında;1869 yılı ve sonrasına ait Kastamonu Vilayeti Salnameleri’nde, “Şeyhu’lUmran”hakkında verilen bilgiler,*“Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadim Arşivi”nde bulunan , “547 numaralı Bolu Sancağı Evkaf Defteri” nde, “Ahi Şeyhi-Ahi Baba Şeyhu’lUmran”hakkında verilen bilgiler birbirini tamamlamaktadır.
Arşiv kayıtlarında ve Salnamelerde yer alan bilgiler; bu güne kadar Şeyhu’lUmran’la ilgili olarakkamuoyunda varolan mevcutgenel belirsizliği, bilinmezliğive rivayetlere dayandırılan yanlış bilgilendirmeleriortadan kaldıracak niteliktedir.
*Mudurnu’da halkın sözlü kültür dağarcığında yaşatıla gelen “Şehriman–Şeyhu’lUmranTepesi”  adı, yakınında bulunan “Şeyh Harmanı”mevkisi, Ahi Şeyhi Umran Evladiyelik Vakfına ayrılan “Kabaca Mevkisi adı”bu güvenilir arşiv belgelerindeki bilgilerle uyum göstermektedir. Yöre halkının sözlü kültür dağarcığında yaşatılan bilgiler doğrultusunda; 1975 yılından bu yana Mudurnulu esnafların ve Mudurnu Belediyesi’nin öncülüğünde “ŞeyhulUmran Etkinlikleri”nin düzenlenmesi, 1980’li yıllarda Mudurnu’da “ŞeyhulUmran Vakfı”  adıyla bir vakfın kurulması daTarihi Ahi Kenti Mudurnu’da Ahi Baba-Şeyhu’lUmran adının yaşatılması da, arşiv belgelerinde yer alan belge ve bilgilerle anlamlı bir buluşma olarak değerlendirilmelidir…
Bu belge ve bilgiler doğrultusunda:

“*Şeyhu’lUmran’ın; XII. ve XIII. yüzyıllarda,  Candaroğulları ve Osmanoğulları Beyliği döneminde Mudurnu yöresinde yerleşen bir Türkmen- Ahi Baba-Ahi Şeyhi olduğu, Osmanlı Beyliği’nin çekirdek toprakları arasında yer alan bir Ahi Kenti, bir Vakıf ve İlim Merkeziolarak gelişen Mudurnu kentinde, yöre insanının sözlü kültür dağarcığında 700 yıldan bu yana, aynı adla yaşatılageldiği sonucuna ulaşabiliriz.”
*İlgili arşiv belgelerinde ve Kastamonu Salnamelerinde yer alan bilgiler ışığında yaptığımız bu değerlendirmeden sonra; bu güne kadar Şeyhu’lUmran hakkında, bazı dergi, kitap ve ansiklopedilerde yer alan ve güvenilir kaynaklara dayanmayan, çoğunluğu rivayetlere dayandırılmış yanlış bilgilendirmelere de kısaca değinmek istiyorum.

ŞEYH’UL UMRAN HAKKINDA BU GÜNE KADAR YAZILANLARMudurnu’da halkın dilinde “Şehriman” olarak anılan tepe ve burada yattığı bilinen “Şehriman Yatırı” hakkında bu güne kadar değişik değerlendirmeler, yorumlar yapıldı. Bu konuda değişik kitaplarda, ansiklopedilerde ve internet sitelerinde yer alan yazılarda Şeyhu’lUmran hakkında;birbiriyle çelişen, Mudurnu ile bağlantısız, konudan uzak, yanlış bilgilendirmeler yapıldı.  Zamanla bu yanlış bilgilendirmeler, halk arasında da kısmen inandırıcılık oluşturdu. Bu konuda bazı örnekler verirsek: 1. Mudurnu Kaymakamlığı öncülüğünde hazırlanan ve Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından basımı yapılan“Geçmişten Günümüze Mudurnu” başlıklı kitabın 132. Sayfasında, “Mudurnu’dan Yetişenler” bölümünde,  rahmetli olan değerli büyüğümüz Selami Erkut özetle şu bilgileri veriyor:“ UmranSülüst (Şeyh-ülUmran) : Kimliği ve yaşadığı zaman hakkında elimizde kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Rivayetlere göre: Karşısında bir misafir olmadan yemek yemezdi. Gündüzleri de böyle idi. Eğer misafirsiz kalırsa oruç tutardı.(…) Bir zaman sonra Sülüs isimli köydeki malı ve mülkü üzerinde hükümet memurları onu sigaya çektiler. Sıkıldı ve köyünden çıkıp gitti…(…) Ve Umran gitti. Onu bu cevaptan sonra şehrin bir tepelik viranesinde ölü olarak buldular. Haşereler bir kulağını yemişti.(…) Mudurnu ve civarında Sülüs Köyü adında bir yerleşimin bulunduğu tespit edilememiştir. Ancak UmranSulusi’nin halen Şeyh-ül Ümran Tepesi’nde yatmakta olduğu bellidir. Mezar taşında bir kitabe yoktur. Son zamanlarda bir vatandaşın yeni bir yazı ile bir kitabe yazıp mezarının başına koyduğu görülmektedir.”*Kaynak-(Geçmişten Günümüze Mudurnu. Mudurnu Kaymakamlığı ve Mudurnu Köylere Hizmet Götürme Birliği Yayını. Sayfa: 132. Mudurnu’dan Yetişenler. Yazan:Selami Erkut. İstanbul-1994)2. Yazdığı eserlerle Mudurnu’muzun tarihi ve kültürü hakkında bizlere önemli bilgiler aktaran Selami Erkut’un; Bolu Kalkınma ve Tanıtma Vakfı yayınları arasında,1987 yılında basımı yapılan “Tarihte Mudurnu” adlı kitabının 79. sayfasında da, Şeyhu’lUmran hakkında benzer bilgiler vermekte olup, kaynak olarak Necip Fazıl Kısakürek’in “Halkadan Pırıltılar” adlı eserineatıf yapmaktadır.“ UmranSülüst (Şeyh-ülUmran): Karşısında bir misafir olmadan yemek yemezdi.Eğer misafirsiz kalırsa oruç tutardı.(…)Bir gün böylece oruca niyet etti. Lakin akşama doğru bir misafir çıkageldi. O da iftar vaktine az kaldığı ve orucunu bozmamak için misafiri biilaç lafa tuttu. Şeyh Umran o gece rüyasında Allah’ı gördü. Allah ona hitap etti.–Umran! Senin bize güzel bir ibadetin vardı.  Bizim de sana karşı güzel bir âdetimiz. Sen âdetini değiştirdin. Biz de kendimizinkini değiştirdik. Umran üzüntüler içinde uyandı. Bir zaman sonra Sülüs isimli köydeki malı ve mülkü üzerinde hükümet memurları onu sigaya çektiler. Sıkıldı ve köyünden çıkıp gitti…(…)Ancak UmranSülüsi’nin halen Şeyh-ül Ümran Tepesi’nde yatmakta olduğu bellidir. Mezar taşında bir kitabe yoktur.* Kaynak-(Selami Erkut, Tarihte Mudurnu. Bolu Kalkınma ve Tanıtma Vakfı Yayını-4. Sayfa: 79. Bolu-1987)3. Yine yakın dönemde, ŞeyhulUmran Bayramı etkinlikleri sırasında dağıtımı yapılan tek sayfalık bir broşürde de özetle şu bilgiler verilmektedir;“ Mudurnu İlçesinde,Şeyhülİmran Tepesi’nde yapılan ve halk arasında Mudurnu Bayramı diye adlandırılan bu merasim 1975 yılından bu yana aralıksız olarak 20 senedir yapılmaktadır.(…) Hayatı hakkında kesin bilgimiz olamayan Şeyhül İmran Veli Hazretleri, Anadolu erenlerinden olup menkıbeleri dilden dile günümüze kadar intikal edegelmiştir. (…) Sülüs Köyü’nde yaşadığı, mal varlığının iyi olduğu, geçim sıkıntısı çekmediği, köyüne gelen her misafiri evine aldığı, ona ikram etmekten büyük haz duyduğu, karşısında misafiri olmadan yemek yemediği rivayet edilir. Oruçsuz günü çok az olurdu. Misafiri olduğu günler oruç tutmaz, oruçlu ise orucunu bozardı. (…) Bir gün niyetli iken bir misafiri çıkageldi. Orucunu bozmamak için misafirine ikram etmesi gerekirken onu iftar vaktine kadar oyaladı. Orucunu bozmadı. (…) Bunun üzerine rüyasında ikaz edildi. Cenabı Hak tarafından af edilmek ümidiyle mal ve mülkünü bırakarak köyünü terk etti. Bilahare şimdi medfun bulunduğu yerde ölü olarak bulundu. * Kaynak- (Mudurnu 20 Şeyh-ül İmran Bayramı, Şeyh-ül İmran Hazretleri ve Filibeli Hacı Hafız Tevfik Efendi. Tek sayfalık broşür)4. Türkiye gazetesinin yayınladığı “Orta Anadolu Evliyaları” adlı eserin I. Cildinde de Şeyhu’lUmran hakkında, özetle şu bilgiler verilmektedir:“Şeyhül Ümran: Mudurnu ‘da Şehre hâkim yüksek bir tepededir.Bolu’nun isimsiz velilerinden. Kimliği ve yaşadığı zaman hakkında elimizde kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Her yıl Temmuz ayının ilk pazar günü Şeyhül Ümran bayramı olarak kutlanmaktadır. Bu günde Kuran-ı Kerim ve Mevlid-i şerif okutulmaktadır. Gelen misafirlere de kazanlarda pişen pilav ikram edilmektedir.”(…)Rivayetlere göre Şeyhül Ümran, karşısında misafir olmadan yemek yemezdi. Eğer misafirsiz kalırsa daima günlerinin oruçlu geçirirdi. (…)Gördüğü bir rüya üzerine köyünden çıkıp gitti. Bir süre sonra bir başka büyük kişiye misafir oldu. Kendisinin misafiri ne kadar çok sevdiğini bildikleri için ikramın her türlüsünü gösterdiler. Fakat Şeyhül Ümran durmadı, bir gün sonra yola çıkmaya karar verdi.Sordular: −Niçin birkaç gün daha kalmıyorsun? Sizi rahat ettirmek için hizmet ederdik, dediler. Cevap verdi: −Ben suçlandırılmış bir kişiyim. Beni nimet ve rahat içinde görüp rızasını kabul etmezse ne yaparım?Bırakın, başımı alıp mihnetime doğru yöneleyim. Ta ki, Onun rızası ne ise tecelli etsin. Ve Ümran gitti. Onu bu cevaptan sonra şehrin tepelik bir viranesinde ölü olarak buldular. Mudurnu ve çevresinde Sülüs Köyü adında bir yerin bulunduğu tespit edilememiştir. Ancak, Şeyhül Ümran ‘ın Mudurnu’daki türbesinin bulunduğu tepede yattığı bilinmektedir. Mezartaşında da bir kitabe yoktur.* Kaynak- (Orta Anadolu Evliyaları. Cilt I. Türkiye Gazetesi Yayınları)Özet bilgiler aktardığımız bu dört kaynakta, rivayetlere dayanan bilgilerle açıklamalar yapılmaktadır. Ayrıca, Şeyhu’lUmran adının da “Şeyh İmran, Ümran Sülüs, Şeyh-ül Ümran” gibi farklı sözcüklerleanıldığını görüyoruz. *Mudurnu’da halkın sözlü kültür dağarcığında,  Şeyhu’lUmran Tepesi’nde mezarının bulunduğu belirtilen Şeyhu’lUmran (Şehriman) yatırı ile Necip Fazıl’ın “Halkadan Pırıltılar” adlı eserinde adı geçen ve Mısır’da yaşadığı bilinen Ümran Sülüs ve Sülüs Köyüadının ilgisi yoktur… Mudurnu’dakiŞeyhu’lUmran adı ile Hicri V. yüzyılda Mısır’da yaşadığı bilinenŞeyh Ümran Sülüst adları arasında,  sıradan bir harf ve sözcük benzerliği dışında hiçbir bağlantının olmadığını görüyoruz. Sayın Güray Önal,  Ümran Sülüs ve Şeyhu’lUmran hakkında;  2009 yılında yayınlanan Mudurnu Belediyesi Bülteni’nin 60. Sayfasında, “ŞeyhülUmran Veli Hazretleri ve Şehriman Camisi “ başlıklı yazısında şu bilgileri veriyor:“… Mudurnu kaynaklı bazı internet siteleri ile halkımız arasında yaygın bir şekilde Şeyhu’lUmran  ileÜmran Sülüs’ün aynı kişi oldukları gibi bir yanlış algı bulunmaktadır. Hicri 5. Yüzyılda Mısır’da yaşayan Ümran Sülüs’ün Mudurnu ile bir bağlantısı yoktur. Bu zat, Mısır’ın Sülüs kasabasındandır.”(…) Necip Fazıl Kısakürek’in 1948 yılında yazdığı “Halkadan Pırıltılar” isimli eseri ile daha sonra 1959 yılında yapılan zeyli “Altın Zincir” Ümran Sülüs’ün hayatı ve ilmi kişiliği hakkında tafsilatlı bilgiye sahiptir ve burada Mısır’da yaşadığı açık olarak belirtilmektedir.Eserde anlatıldığına göre;Ümran Sülüs fakir ve zayıflara yardım eden, evinden misafir eksik olmayan bir derviştir. Devrinin Mısır Valisi ile ters düşmesi sebebiyle bir müddet Mısır’dan ayrılmış, Şiraz’a giderek oranın Şeyh-ülŞuyuh’u bulunan Ebu Hüseyin Salibe’ye misafir olmuştur. Bir müddet sonra tekrar vatanına dönmüş ve münzevi bir hayat içinde ölmüştür. Yani kısacası, kasabamızda yaşayan Şeyhu’lUmran ile Mısır’da yaşayan Ümran Sülüs aynı kişi olmayıp iki ayrı zattır.“Sayın Güray Önal, ilgili yazısında;  Şeyhu’lUmran hakkındaki bu bilgilerin, nesilden nesile aktarılan sözlü bilgiler ve rivayetlerden ibaret olduğunu belirterek bu rivayetlerden birisinde de,Şeyhu’lUmran’ın kimliği hakkında şu bilgilere yer verildiğini aktarıyor: “… Şeyhu’lUmran Horasanlı olup 1071 Malazgirt zaferinden sonra Selçukluların mahiyetinde Anadolu’ya akıp gelen Türkmen akıncılarındandır. Selçuklular döneminde Mudurnu fethedilir ancak kale bir türlü teslim alınamaz. Kale surları önünde çok şehit verilir. Kale dibindeki Şehitler Mezarlığı da o savaştan kalmadır. Bu savaş sırasında Karaaslan bugün mezarının bulunduğu yerde şehit edilir. Türk Oğuz Müslüman adetleri gereği olduğu yere defnedilir. Şeyhu’lUmran ise Yıldırım Bayezit Camisi yakınındaki Şehriman Irmağı’nın bulunduğu yerde şehit olur. Yeni fethedilen kasaba içinde henüz Müslüman Mezarlığı olmadığı için mecburi olarak bu günkü yeri olan Şehriman Tepesi’ne defnedilir. “**“Mudurnu Belediyesi Bülteni. Sayı:1, s: 60,61. Ankara Pelin Ofset. 2009”Konuyu daha kapsamlı bir şekilde ele almak mümkün olmakla birlikte, aktardığımız bu bilgiler sonrasında şu genel değerlendirmemizi tekrar ederek konuşmamı tamamlamak istiyorum:“Tarihi Ahi Kenti Mudurnu’muzda bulunanŞeyhu’lUmran Tepesi ve Şeyhu’lUmranadı; 1. “Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadim Arşivi” nde bulunan , “547 numaralı Bolu Sancağı Evkaf Defteri”nde yer alan bilgiler doğrultusunda,
2. 1869, 1889, 1893, 1894, 1895, 1897, 1900, 1905 tarihli Kastamonu Vilayeti Salnamelerinde yer alan bilgiler ışığında;*Kökleri Candaroğulları Beyliği ve Osmanlı Beyliği’nin kuruluş dönemlerine kadar uzanan ve 700 küsür yıldan bu yana, Mudurnu’da yörehalkının sözlü kültür dağarcığında yaşatılagelen bir “Ahi Baba” bir “Esnaf Zanaatkârlar Şeyhi”dir. *Bu önemli kültürel miras öğesinin; UNESCO Dünya Mirası adaylığı sürecindeki Mudurnu’muzda, önemli bir tanıtım unsuru olarak ele alınması, gerektiği şekilde işlenmesi ve tanıtılması gerektiğini düşünüyoruz.                                                                  Celalettin çelebi                                                         Mudurnulular Derneği Başkanı

Hakkında İlhami Çetin

Mudurnu haberleri

Birde şuna bakın

Bağımlılık ile Mücadele Teknik Çalışma Grupları toplantısı

BAĞIMLILIK İLE MÜCADELE TEKNİK ÇALIŞMA TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİRİLDİ. Bağımlılık ile Mücadele Teknik Çalışma Grupları toplantısı Kaymakamımız ...

2 comments

  1. CELALETTİN ÇELEBİ

    Mudurnu tarihindeki yanlış bilinenleri araştırarak .doğruları yazıyoruz.

  2. Mudurnu'lu vatandaş

    Emredersin Celalettin Çelebi Efendi

    Başka emrin varmı ?

    Daha aday adayı olur olmaz bu emir kipi nedir bu Başlıkla yazdığın yazıyı okumuyorum ve kınıyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4